2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, basit bir siyaset okumasıyla aslında malumun ilânıydı. Uzun bir süredir, bizzat siyasi arenada boy gösteren Sayın Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN, ilk turda Cumhurbaşkanlığı seçimini kazandı ve de Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanı olarak seçildi.
çarka-300x300
    Muhalefetin, şimdiye kadar Türkiye tarafından; bırakın Türkiye’yi, aslında parlamento tarafından da pek tanınmamış bir isim olan Sayın Ekmeleddin İHSANOĞLU’nu aday göstermesi siyasi strateji olarak bir hataydı. Üstelik Sayın Ekmeleddin İHSANOĞLU’nun seçim sürecinde kendinden emin olmayan tavrı ve net olmayan açıklamaları, onu sadece iktidar adayı karşısında istatistiksel bir değer olarak göstermekteydi.

Diğer aday Sayın Selahattin DEMİRTAŞ, bir süredir siyasi arenada boy gösteren ve bu nedenle tarzı ve tavrı bilinen bir adaydı. Kapsayıcı ve özgürlükçü söylemini uzun bir süredir sergilemekteydi. Ve seçimlerde bekledikleri oy oranıyla örtüşen bir şekilde oy alması, bir anlamda stratejilerin doğru kullanıldığının ve doğru bir siyasi okuma yapıldığının göstergesi olarak yorumlanmalıdır. Bu nedenle ilerleyen siyasi hayatında Sayın DEMİRTAŞ’ı çok konuşacağız. Fakat asıl dikkat çekmek istediğim konu Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın “Yeni Türkiye” söylemidir.

Henüz Cumhurbaşkanlığı adaylığı dahi açıklanmamışken Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın “başkanlık sistemi”ne bakış açısı da şekillenmekteydi. Önceleri cevapsız kalınan sorular yavaş yavaş bir comin’ out’a dönüştü ve başkanlık sistemini arzuladığı açıkça ortaya çıktı, konuşulur oldu. Gerek seçimlerden önceki konuşmaları, gerekse seçim sonrası balkon konuşması, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın etkin siyasi hayatına devam edeceğini açıkça göstermektedir. Oysa 1982 Anayasamıza göre Cumhurbaşkanlığı mevkii, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın aktif şekilde siyasi faaliyetlerine izin vermemektedir. Bu yetkiler, Anayasamıza göre açıkça Bakanlar Kurulu’na ve Başbakan’a verilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın aktif siyasi hayatına devam etme arzusu ve de boşalan Başbakanlık mevkiine onun kadar etkin olacak birinin gelemeyecek olduğuna inancı, ancak başkanlık sistemiyle sağlanabilir. Fakat başkanlık sistemi, Türkiye için uygun bir sistem midir, bunun iyi bir şekilde analiz edilmesi gereklidir.

Başkanlık sisteminde Başkan, ülkenin yöneticisi olmasına rağmen halen bir siyasi partinin üyesidir ve onun temsilcisidir. Şimdiki Cumhurbaşkanlığı sisteminde olduğu gibi her partiye eşit mesafede olma yükümlülüğü söz konusu değildir. Aynı zamanda Başkanlık sistemi, bizim gibi ayrışmaların fazla olduğu ve çoğunluğun azınlıkta kalanı ezdiği sistemlerde/ülkelerde uygulanması mümkün olmayan bir sistemdir. Bu nedenle Başkanlık sistemi ağırlıklı olarak federal yapıya sahip olan devletlerde işleyişi kolay olan bir sistemdir. Ve nihayetinde başkanlık sistemine geçmek, büyük ölçüde Anayasa değişikliklerini ve Anayasa’nın sirayet ettiği birçok yasanın değiştirilmesi anlamına gelmektedir. 1982 Anayasası, mevcut haliyle başkanlık sistemine geçişe imkân tanımamaktadır.

Yapılması planlanan yeni Anayasa’da bu tartışmaların çok sık yapılacağı ve de gündem teşkil edeceği kanaatindeyim. Tek endişem, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın hızlıca geçmek istediği başkanlık sistemi nedeniyle mevcut sosyal yapıyla bağdaşmayan bir Anayasa yapılmasıdır. Yeni Türkiye’ye hoş gelecek miyiz, göreceğiz.

Av. Türker VATANSEVER

Kaynak:   http://www.carkmag.com/yeni-turkiye-ne-demek/