Gezi Protestolarından Yerel Seçimlere LGBTİ Hakları Hareketi ve Yerel Siyaset*

 Sezen Yalçın ve Volkan Yılmaz

 

Özet

Bu makale 2013 yılının Mayıs ayı sonunda başlayan Gezi protestolarından 2014 yılının Mart ayında gerçekleşecek olan yerel seçimlere kadar geçen süreçte LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks) Hakları Hareketi’nin siyasi seyrine ilişkin betimleyici bir değerlendirme sunuyor. Makale Türkiye’de LGBTİ Hakları Hareketinin tarihini ve  LGBTİ Hakları Hareketi’nin yirmi yılı aşkın tarihinde seslendirdiği siyasi temsil iddiasını ve siyasi partilerle ilişkilerini inceliyor. LGBTİ hakları mücadelesi için yerel ölçekte siyaset yapmasının önemine vurgu yapan makale, LGBTİ Hakları Hareketi’nin Gezi protestolarından yerel seçimlere kadar geçen süreçte izlediği stratejileri inceliyor. Makale açık kimlikli LGBTİ bireylerin adaylıklarının ve LGBTİ dernek ile oluşumlarının siyasi partilere yönelik bilgilendirici ve baskı oluşturan çalışmalarının, Türkiye’de yerel ölçekte LGBTİ hakları taleplerinin gerçekleşmesine ilişkin olası etkileri üzerine bir tartışma ile son buluyor.

 Abstract

This article offers an exploratory analysis of Turkey’s LGBTI Rights Movement’s political trajectory from the Gezi protests that sparked in May 2013 up until the local elections that will be held in March 2014. The article starts by examining the history of LGBTI Rights Movement in Turkey and the history of its claim to political representation as well as its relationships with political parties. Emphasizing the importance of doing politics at the local level for the LGBTI Rights Movement, the article looks closely at the political strategies that the Movement pursued from Gezi protests to local elections. The article ends with the discussion on the possible impacts of the candidacies of open LGBTI individuals and the activities of LGBTI organisations as well as initiatives that informs and puts pressure on political parties on the realization of LGBTI rights demands at the local level in Turkey.

 unnamed....p

1. Giriş

Yirmi yılı aşkın hak mücadelesi sonucunda Türkiye’de LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks) Hakları Hareketi ülkenin en önemli ve etkin sosyal hareketlerinden biri haline geldi. Yeni toplumsal hareketler içerisinde ele alınan LGBTİ Hakları Hareketi’nin kazandığı bu toplumsal görünürlüğü ve haklı meşruiyeti nasıl kurumsallaştırabileceği ve ne tür hak kazanımlarına dönüştürebileceği siyasetle ilişkili herkes için ve sosyal bilimciler için önemli bir merak konusu. Özellikle 2013 yılının Mayıs ayı sonunda başlayan ve Haziran ayı süresince devam eden Gezi protestolarında LGBTİ Hakları Hareketi’nin önemli bir rol üstlenmiş olması akademik camiada da LGBTİ Hakları Hareketi’ne yönelik ilgiliyi arttırmış durumda.

Akademik yazında yeni toplumsal hareketler ile siyasi partiler ve işçi sendikaları gibi geleneksel siyasi yapılar özellikle örgütlenme biçimleri ve yükselttikleri talepler bağlamında bir tür farklılaşma olduğu sıkça ifade edildi. Ancak yeni toplumsal hareketlerin taleplerini kurumsallaştırabilmelerinin henüz geleneksel siyasi yapılar ile ilişkilenmeden ve demokratik mekanizmaları kullanmadan nasıl gerçekleşebileceğine ilişkin de gerçekçi bir yol haritası oluşmadı. Dolayısıyla, her ne kadar yeni toplumsal hareketler ile siyasi partiler ve işçi sendikaları gibi geleneksel siyasi yapılar arasında örgütlenme ve kapsayıcılık açısından önemli farklılaşma noktaları olsa da, aslında yeni toplumsal hareketlerin hak mücadelelerinin bir boyutunu bu yapıların dönüştürülmesi ve bir diğer boyutunu ise bu yapılar kullanılarak demokratik karar alma süreçlerinin hareketin talepleri yönünde işletilmesi oluşturuyor.

Bu çerçevede LGBTİ Hakları Hareketi de uzun yıllardır bir yandan yeni bir örgütlenme modeli ve yeni bir siyasi dil oluşturuyor, diğer yandan da mevcut siyasi yapıları bu yeni örgütlenme modelinden ve siyasi dilden aldığı güçle dönüştürmeye çaba sarf ediyor. Özellikle son bir kaç yıldır Hareket taleplerine yasal ve kurumsal karşılık bulabilme yaklaşımıyla bu çabalarına hız vermiş durumda. Bu bağlamda, bu makale 2013 yılının Mayıs ayı sonunda başlayan Gezi protestolarından 2014 yılının Mart ayında gerçekleşecek olan yerel seçimlere kadar geçen süreçte LGBTİ Hakları Hareketi’nin siyasi seyrine ilişkin betimleyici bir değerlendirme sunuyor.

Makalenin girişten sonraki ilk bölümünde Türkiye’de LGBTİ Hakları Hareketinin tarihine ilişkin önemli dönüm noktaları anlatılıyor. İkinci bölümde ise Türkiye’de LGBTİ Hakları Hareketi’nin yirmi yılı aşkın geçmişinde seslendirdiği siyasi temsil iddiasına ve siyasi partilerle ilişkilerine yakından bakılıyor. Makalenin üçüncü bölümünde LGBTİ hakları mücadelesinde ölçek meselesi tartışılıyor ve kent ölçeğinin LGBTİ hakları mücadelesindeki özel önemine vurgu yapılıyor. Ardından makalenin dördüncü bölümünde LGBTİ Hakları Hareketi’nin Gezi protestolarından yerel seçimlere kadar geçen süreçteki siyasetinin seyrini sürüyor. Makalenin son bölümünde ise LGBTİ Hakları Hareketi aktivistlerinin ve hareketle doğrudan ilişkisi olmayan LGBTİ bireylerin siyasi temsil pozisyonlarına gelmelerinin hem LGBTİ hakları taleplerinin gerçekleşmesi hem de Türkiye’de geleneksel siyasi yapıların dönüşmesi bağlamında ne anlama gelebileceği tartışılıyor.

 

2. Türkiye’de LGBTİ Hakları Hareketi’nin tarihi

Türkiye’de LGBTİ Hakları Hareketi’nin tarihi İstanbul’da Lambda’nın ve Ankara’da KAOS-GL’nin 1990ların başında birer LGBTİ oluşumu olarak ortaya çıkmalarına dayandırılabilir. 1994 yılında KAOS-GL’nin Ankara’da 1 Mayıs’ta gökkuşağı bayrağını dalgalandırması ile başlayan hareketin topluma açılması süreci, 2003 yılında Lambda’nın öncülüğünde İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde düzenlenen ilk LGBTİ Onur Yürüyüşü ile taçlandı. Türkiye’de muhalif siyasi takvimin en görkemli yürüyüşlerinden biri haline gelen ve katılımın son yıllarda on binlerle ölçüldüğü LGBTİ Onur Yürüyüşlerine ek olarak, trans bireylerin görünürlüğünü merkeze alan Trans Onur Yürüyüşleri de önemli bir siyasi işlev kazandı.

2000li yılların ortaları LGBTİ Hakları Hareketi’nin resmi bir kimlik kazanmasını beraberinde getirdi. 2005 yılında resmi dernek statüsü alan KAOS-GL’yi takiben, önlerine çıkarılan çok sayıda hukuki ve siyasi engele rağmen LGBTİ bireyler hak temelli çalışmalar yürüten dernekler kurmayı ve bu dernekler altında örgütlenmeyi sürdürdüler.

Son on yılda LGBTİ hakları alanında çalışan ve LGBTİ bireyler tarafından kurulan derneklerin sayısı çoğaldı. Bu derneklerden bazıları şöyle: Lambda İstanbul, KAOS-GL, Siyah Pembe Üçgen, Pembe Hayat, İstanbul LGBTT, Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPOD) ve Trans Danışma Merkezi Derneği (T-DER). Derneklere ek olarak hareket MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu, Diyarbakır’da Keskesor LGBT ve Hebun LGBT gibi oluşumlarla coğrafi olarak da daha görünür hale gelmeye başladı. İstanbul’daki dernekler ve bağımsız LGBTİ aktivistleri Onur Haftası etkinliklerini ve LGBTİ Onur Yürüyüşlerini, KAOS-GL Türkiye çapında Homofobi Karşıtı Buluşmaları ve Ankara’da gerçekleşen Homofobiye Karşı Yürüyüşleri, İstanbul LGBTT İstanbul’da gerçekleşen Trans Onur Yürüyüşlerini ve Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği Baki Koşar Nefret Suçlarıyla Mücadele Haftası’nı düzenleyerek LGBTİ hakları gündemini yıl içerisinde daha görünür kılmayı başardılar.

LGBTİ Hakları Hareketi’nin güçlenmesinde ve toplumsal meşruiyetinin artmasında en ciddi katkılardan birini de 2008 yılında toplanmaya başlayan çocukları LGBTİ olan ebeveynlerden oluşan LGBTT Aileleri İstanbul Grubu (LİSTAG) verdi. LİSTAG aktivistlerinin Can Candan ile birlikte oluşturdukları ve 2013 yılında gösterime giren “Benim Çocuğum” belgeseli LGBTİ haklarının Türkiye toplumunun geniş kesimlerine hitap edebilecek biçimde aktararak önemli bir toplumsal işlev üstlendi.

2013 yılının Mayıs sonunda başlayan ve Haziran ayı boyunca süren Gezi protestoları sürecinde LGBTİ Hakları Hareketi Türkiye çapında bir görünürlüğe kavuştu. İstanbul’da LGBTİ hakları aktivistleri ve protestolara katılan LGBTİ bireylerle birlikte LGBT Blok’u oluşturdular. Blok protestolar süresince protestolara destek veren LGBTİ bireylerin oluşturduğu geniş bir ağ olarak çalıştı. İstanbul’daki sürece paralel olarak, Türkiye’nin birçok ilinde LGBTİ bireyler gökkuşağı bayraklarıyla protestolara katıldılar. Böylece LGBTİ bireyler kuşkusuz Türkiye tarihinin en görkemli protesto hareketlerinden biri olan Gezi protestolarının en önemli siyasi bileşenlerinden biri haline geldiler.

Gezi protestolarının ardından LGBTİ Hakları Hareketi’nin İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır’da halihazırdaki görünürlüğü artarken Hareket bu illerin dışındaki illerde de önemli bir görünürlük kazandı. Günümüzde Türkiye’de LGBTİ Hakları Hareketi’nden bahsederken, yukarıda değindiğimiz dernek ve oluşumlara ek olarak, Antep’te ZeugMADİ, Edirne’de Trakya LGBTQİ, Mersin’de 7 Renk, Adana’da Queer Adana, Malatya LGBT Oluşumu, İstanbul’da Hevi LGBT İnisiyatifi, Trabzon’da Mor Balık LGBT, Giresun’da Gökkuşağı LGBT Grubu ve Antalya’da Pembe Caretta LGBTQ’ya gönderme yapmadan harekete ilişkin yerinde tespitler yapmak mümkün değil. Dolayısıyla bu makalede Türkiye’de LGBTİ Hakları Hareketi olarak yekpare olarak nitelenen Hareket aslında burada nitelediğimizden daha çeşitli ve çok sesli, yatay bir ağ şeklinde örgütlenmiş bir toplumsal hareket. Her ne kadar bu yatay ağ örgütlenmesiyle ilişkili aktivistler, dernekler ve oluşumlar arasında gerek LGBTİ hakları mücadelesinin nasıl verilmesine ilişkin gerekse diğer siyasi meselelerde LGBTİ bireylerin nasıl konumlanması gerektiğine ilişkin siyasi farklılıklar bulunsa da, Hareketin bütününde kabul gören ve Hareketi bütünleştiren cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığın ortadan kaldırılması temelinde ortaklaşan talepler ve bu çerçevede oluşmuş olan ortak bir siyasi dil mevcut. Buradan hareketle, hareket içerisindeki çok sesliliği yok saymaksınız, bu makale boyunca Türkiye’de LGBTİ Hakları Hareketi kavramını kullanmakta beis görmedik.

 

3. Türkiye’de LGBTİ Hakları Hareketi’nin siyasi temsil iddiası ve siyasi partilerle ilişkilerinin tarihi

1990lı yılların başından bugüne Türkiye’de bağımsız LGBTİ hakları aktivistleri ve ardından LGBTİ hakları oluşumları ile derneklerinde örgütlü LGBTİ hakları aktivistleri siyasi partiler ve işçi sendikaları başta olmak üzere geleneksel siyasi örgütlenmeler içerisinde kendilerine ve LGBTİ hakları mücadelesine yer açmaya yönelik çaba gösterdiler. Türkiye’de örgütlü bir LGBTİ hakları mücadelesinin var olduğunu söylemenin güç olduğu 1990lı yıllardan önce bile bu tarz denemelere rastlamak mümkün. Örneğin 16 Mayıs 1987 tarihli Milliyet Gazetesi’nde Türkiyeli bir grup eşcinselin Doğruyol Partisi (DYP) ve Demokratik Sol Parti’yi (DSP) ziyaret ettikleri, ancak bu partilerde kendileriyle kimsenin görüşmediğine ilişkin bir haber mevcut.

Hareketin ve LGBTİ hakları aktivistlerinin siyasi temsil iddialarının tarihine ilişkin önemli mihenk taşları arasında şu gelişmeleri sayabiliriz: Arslan Yüzgün’ün Sosyal Demokrat Halkçı Parti’den (SHP) milletvekili aday adaylığı, 1999 yılında Demet Demir’in Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nden (ÖDP) Beyoğlu belediye meclis üyesi adaylığı, 2007 yılında yine Demet Demir’in ÖDP’den Isparta milletvekili adaylığı ve 2009 yılında Belgin Çelik’in Beyoğlu Katip Mustafa Çelebi Mahallesi muhtar adaylığı. Açık kimlikli LGBTİ adayların siyasi temsil iddialarına ek olarak, hareket içerisinde LGBTİ haklarının tesis edilmesine yönelik çaba göstereceğini ifade eden “LGBTİ dostu” adaylara da destek olunan dönemler oldu. Örneğin 2007 seçimlerinde Lambda İstanbul, İstanbul 2. Bölgede bağımsız aday Baskın Oran’ı destekleyeceğini kamuoyuna ilan etti.

Hareket ve LGBTİ hakları aktivistleri hak mücadelelerini siyasi partilerle yalnızca bir temsiliyet ilişkisi üzerinden geliştirmediler. Temsiliyet iddiası ile siyasi partilerin LGBTİ hakları yaklaşımını siyasetlerinin bir parçası haline getirmesine yönelik çabalar başından beri bir arada yürütüldü. 1980li yılların ortalarında, henüz bir LGBTİ Hakları Hareketi’nden bahsetmenin mümkün olmadığı bir dönemde, İbrahim Eren öncülüğünde gerçekleştirilen Radikal Demokratik Yeşil Parti (RDYP) girişimi içerisinde açık kimlikli eşcinseller yer aldılar ve parti eşcinsel haklarını savunduğunu kamuoyuna ilan etti. 1994’te ise ÖDP cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığı parti içerisinde yasakladı. 2003 yılında Demokratik Halk Partisi (DEHAP) parti programında ve tüzüğünde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılıkla mücadele edeceğine yer verdi.

2000’lerin sonuna gelindiğinde Meclis gündemine taşınan cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık üzerine soru önergeleri ve araştırma önergelerindeki artış ve çeşitlilik de yine LGBTİ hareketinin siyasi zeminde taleplerini giderek daha güçlenerek ifade etmesinin sonucu olarak ortaya çıktığını söylemek gerekir.

Bu güçlenme sürecinde, Hareket’in siyasi partilerdeki müttefiklerini incelemenin önemli olduğunu düşünüyoruz. DEHAP’ın LGBTİ Hakları Hareketi’ne verdiği destek ile başlayan süreç, özellikle Kürt hareketini temsil eden siyasi partiler içinde mücadele eden feminist kadınların öncülüğünde yıllar içerisinde arttı. Örneğin 2008 yılına gelindiğinde, Demokratik Toplum Partisi (DTP) milletvekili Sebahat Tuncel Adalet Bakanı’na LGBTİ haklarına ilişkin bir soru önergesi verdi. 2008 yılı sonrasında da Tuncel’in ve Kürt hareketini temsil eden siyasi partilerin kadın milletvekillerinin önemli bir bölümünün LGBTİ Hakları Hareketi’ne desteği düzenli olarak sürdü.

Günümüzde parti programlarında cinsel yönelim ve cinsiyet temelli ayrımcılıkla mücadele edileceğine açık dair ibareler bulunan siyasi partiler arasında şu partiler bulunuyor: Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Demokrat Parti, Barış ve Demokrasi Partisi, Halkların Demokratik Partisi, Özgürlük ve Dayanışma Partisi ve Türkiye Komünist Partisi.

2011 yılında başlayan “Yeni Anayasa Süreci”, LGBTİ Hakları Hareketi ile parlamentoda yer alan siyasi partiler arasındaki ilişkinin sıkılaştığı bir dönemi beraberinde getirdi. Hareket’in Anayasa’nın “kanun önünde eşitlik” maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibarelerinin eklenmesine yönelik Yeni Anayasa Sürecinin başlamasından önce ortaya çıkmış olan ortak talebi, başta SPOD olmak üzere çok sayıda LGBTİ derneği, oluşumu ve bağımsız LGBTİ aktivisti tarafından bu süreçte etkin bir biçimde milletvekilleri ve kamuoyu ile paylaşıldı. On yılı aşkın süredir LGBTİ hakları mücadelesine destek veren Barış ve Demokrasi Partisi çizgisine ek olarak, 2011 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) grubu içerisinde önemli bir etkinlik kazanan yeni CHP’nin milletvekilleri de LGBTİ Hakları Hareketinin anayasal tanınma taleplerine mecliste aktif olarak destek verdiler. Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda BDP ve CHP milletvekillerinin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılıkla mücadelenin anayasada yer alması gerektiğine ilişkin ortak talepleri ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) milletvekillerinin bu taleplere cepheden karşı çıkışı, LGBTİ Hakları Hareketi’nin anayasal taleplerini anayasa tartışmalarının merkezine oturttu.

Yeni Anayasa Süreci’nde başta Binnaz Toprak, Rıza Türmen, Melda Onur, Mahmut Tanal, İlhan Cihaner, Hüseyin Aygün ve Aykan Erdemir olmak üzere önemli sayıda Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilinin LGBTİ Hakları Hareketi’nin anayasal taleplerine gerek parti içinde gerekse meclis çatısı altında sahip çıkmaları Hareket ile CHP arasında geçmişte var olmayan bir ilişkinin kurulmaya başlanmasını beraberinde getirdi. Bu gelişmeler LGBTİ Hakları Hareketi’nin 2013 yılının yaz aylarının başında gerçekleşen Gezi protestoları süreciyle kazandığı ivme ile birleşti ve CHP içerisinde LGBTİ hakları gündemi önemli bir görünürlük elde etti. Örneğin, CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, 2012 yılında cezaevlerinde özel ihtiyaçları olan mahpuslarla ilgili Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) başlatmış olduğu çalışmaların paralelinde ve CHP Cezaevi İzleme Komisyonu üyelerinin raporu dahilinde, LGBTİ bireylerin cezaevlerinde yaşadıkları sorunların ortaya çıkarılması için Adalet Bakanlığına soru önergesi sundu. Ardından 2013 yılında CHP İstanbul milletvekili Binnaz Toprak CHP adına 59 CHP milletvekilinin imzasıyla LGBTİ bireylerin sorunlarının araştırılması için meclis komisyonu kurulmasına ilişkin önerge sundu. Önerge CHP ve BDP milletvekillerinin desteğine rağmen, AKP ve MHP milletvekillerinin karşı oyuyla Meclis Genel Kurulu’nda reddedildi. CHP’nin Kadıköy ve Çukurova ilçe teşkilatlarında LGBTİ Hakları Komisyonları kuruldu ve bu komisyonlar LGBTİ bireylerin yaşadıkları hak ihlallerine ilişkin parti içi raporlar hazırladılar. Son olarak partinin hazırlamış olduğu “Öteki Türkiye: Emek ve Şiddet” başlıklı raporda LGBTİ bireylerin sorunlarına da yer verildi.

Türkiye’de LGBTİ Hakları Hareketi’nin bu birikimi Hareket’in Gezi protestoları sürecinde kazandığı görünürlük ve meşruiyetle birleşince, geniş anlamda sol yelpazede tanımlanabilecek siyasi partilerin gözünde Hareket’in bileşenleri olan derneklerin, oluşumların ve LGBTİ hakları aktivistlerinin sözlerini daha önemli hale getirdi.

 

4. Merkezi siyaset – yerel siyaset arasında LGBTİ hakları mücadelesi

Türkiye’de merkezi devlet ile yerel yönetimler arasındaki ilişki dikey bir ilişkidir. Bu nedenle, yerel ölçekte demokrasinin işleyişi kısıtlı kalmıştır. Yine de toplumsal düzeni etkileyen bütün kararların ulusal düzeyde alınmadığı da göz önünde bulundurulduğunda, özellikle hak temelli mücadelelerde bu iki siyaset zeminini bir arada ele alması önemlidir (Yalçın, 2014: 36-39).

 

Uluslararası Af Örgütü’nün “Ne Hastalık Ne de bir Suç; Türkiye’de LGBT Bireyler Eşitlik İstiyor” başlıklı raporunda, Türkiye’de LGBTİ bireylerin devlet yetkilileri tarafından maruz bırakıldıkları şiddet ve sistematik taciz uygulamalarının yanı sıra, hem devlet hem de devlet dışı aktörler tarafından işyerlerinde, sağlık kurumlarında, eğitim ve barınma alanında uğradıkları ayrımcı pratiklere geniş yer ayrılmış durumda (Uluslararası Af Örgütü, 2011). Raporda ele alınan cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli şiddet ve ayrımcılık pratikleri ile ilgili hiçbir yasal korumanın olmayışının, LGBTİ bireylere yönelik hak ihlallerini pekiştiren en önemli etkenlerden olduğunu biliyoruz.

LGBTİ hareketinin yıllardır dile getirdiği Anayasa’nın eşitlik maddesinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibarelerinin yer alması talebinin hala karşılanmamış oluşu, Anayasa’da ya da ulusal mevzuatta cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığı yasaklayan hiçbir düzenlemenin olmayışı, LGBTİ bireylerin halen en temel haklarından yoksun olduklarını gösteriyor. Bu şartlar altında Türkiye’de LGBTİ hareketinin yürüttüğü tanınma ve eşitlik mücadelesinin ağırlıklı olarak merkezi devlete karşı verilmiş olması son derece anlaşılabilir bir durum olarak görülebilir.

Diğer taraftan LGBTİ bireylerin toplumun geri kalanından farklılaşan ihtiyaçları, beklentileri ve sorunları bulunması sebebiyle, yerelde üretilen politikalar nedeniyle uğradıkları ayrımcılık ve baskıları da gözden kaçırmamak gerekiyor. Ayten Alkan’ın, Amargi’nin “Yerel Siyaset Esas Siyaset” konulu sayısındaki “Kim, Kiminle, Nerede?” yazısında vurguladığı üzere cinsiyetçi ve heteroseksist yurttaşlık algısının mekânsal temelleri de bulunuyor (Alkan, 2008). Anayasada yok sayılan LGBTİ bireyler aynı zamanda kentte de yok sayıldıklarından LGBTİ hareketinin verdiği eşitlik mücadelesinin yerele dair de söylem ve somut politikalar üretmesi önemli.

Heteroseksüel ve evli (ya da nihayetinde evlenecek olan) bir yurttaş algısına göre tasarlanan politika ve uygulamalar, mevcut devlet aklının yalnızca heteroseksüel erkek yurttaşlarına hizmet götürmek ve onların siyasi katılımını merkeze alarak işlediğini gösteriyor. Yerelde oluşturulan cinsiyet körü politikalar aslında kamu hizmetlerinin cinsiyetçi bir yapıda olmasına neden oluyor.

Bir başka yazısında Alkan “ortak yaşam çevresi”ne yönelik politika(sızlık)ların kadınlarla erkekleri farklı biçimlerde etkilediğini savunuyor (Alkan, 2004). Toplumsal hayata katılma olanakları heteroseksüel erkeklere kıyasla son derece kısıtlı olan LGBTİ bireyler için de bu tespitin geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Belediye hizmetlerinde LGBTİ hakları yaklaşımının hesaba katılmaması, LGBTİ bireylerin yerelde kamu hizmetlerine erişimlerinde ciddi biçimde ayrımcılığa uğramalarına sebep oluyor. Örneğin belediyelerin hizmet alanına giren sığınma evi açma yükümlülüğü tanımlanırken, ailelerinden gördükleri şiddet ve baskı sebebiyle evsiz kalan LGBTİ bireyler  hiçbir şekilde dikkate alınmamaktadır. Buna benzer olarak belediyelerin özellikle son dönemde daha da yaygınlaşan evlilik odaklı sosyal etkinliklerinin belediye sınırları içinde yaşayan herkesin heteroseksüel olduğu varsayımıyla planlandığını görebiliriz.

Bu örneklerden de görüldüğü üzere yerel siyasi iktidarlar da, tıpkı merkezi iktidarlar gibi, toplumsal düzenin oluşumunda önemli bir rol oynuyorlar. LGBTİ Hakları Hareketi hem yerel siyasi iktidarları da LGBTİ hakları yaklaşımıyla zorlayabilir hem de yerel yönetimlerin demokrasinin somutlaştırılması ile toplumsal dönüşümün de aracı olma potansiyeli olduğunu hepimize hatırlatabilir. Bu açıdan bakıldığında hak mücadelelerinde yerelleşmenin açabileceği alanları dikkate almak gerekiyor.

LGBTİ hareketi içinde özellikle son dönemde yürütülen tartışmalar, LGBTİ bireylerin kente dair farklı ihtiyaç ve sorunlarını gündeme taşıyarak yerel yönetimlerden taleplerin dile getirilmesinin önünü açtı. Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nin düzenlediği Yerel Yönetimler Siyaset Okulu’nun sonuç bildirgesinde yer alan LGBTİ dostu kentler için yerel yönetimlerden talepler ayrımcılıkla mücadeleden, sığınma evi talebine, özgürlükçü ve güçlendirici sosyal hizmetlerden, herkes için erişilebilir ulaşım hakkına kadar birçok farklı alanda LGBTİ bireylerin maruz kaldıkları sistematik ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına ilişkin somut politika önerileri içeriyor (SPOD, 2013). Mevcut durumda var olan eşitsizliklerin düzeltilmesini talep etmek LGBTİ bireyler için de yaşanabilir kentlerin oluşturulabilmesi için önemli bir adım. Diğer yandan, kamu politikaları oluşturulurken LGBTİ’lerin ihtiyaçlarının hesaba katılmıyor oluşu, LGBTİ’lerin yerel yönetimlere katılımlarını zorunlu kılmaktadır. LGBTİ’leri görmeyen yerel yönetim politikalarıyla yerelde yeniden üretilen heteroseksist ve ayrımcı yapıyla mücadelenin önemli bir aracı, siyasi temsil ve katılımda adaleti sağlamaktır.

Şu soruya yanıt aramanın önemli olduğunu düşünüyoruz: Belediyeler LGBTİ bireyler için eşit yurttaşlığı nasıl tesis edebilir? (LGBTİ bireyler için eşit yurttaşlığın nasıl tesis edilebileceğine ilişkin bir çalışma için bkz. Yılmaz, 2012) 5393 sayılı Belediyeler Yasası’nda toplumsal adaletin sağlanması amacıyla sosyal politikalar ve sosyal hizmetler alanında belediyelere çeşitli sorumluluklar verilmiştir. Toplumsal adaletin nasıl yorumlandığına baktığımız zaman engelli, dar gelirli, yaşlı yurttaşların mağduriyetlerinin ortadan kaldırılması algısının ön plana çıktığını görürüz. Eğer sosyal belediyecilik, dezavantajlı grupların hizmetlere erişimde yaşadıkları ayrımcılığı bir sorun olarak tanımlıyorsa, yerel düzeyde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığın ortadan kaldırılması yönünde bir talebin de aslında belediyelerin faaliyet alanlarına girdiğini rahatlıkla savunabiliriz. Bu bağlamda LGBTİ hakları örgütlerinin belediyelerden talep ettikleri LGBTİ’lere yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırılması amacıyla kamuya açık bilgilendirici etkinlikler düzenleyerek farkındalık yaratması, LGBTİ bireylere yönelik ayrımcı pratikler ilgili araştırmalar yapması ve kamuya açık danışmanlık hizmetleri sunması belediyelerin yasal sorumlulukları arasında sayılabilir.

 

Batı Avrupa, Latin Amerika ve Kuzey Amerika ülkelerinin önemli bir bölümünde yerel yönetimlerde bu gibi uygulamaların örnekleri mevcuttur. Örneğin, Hollanda’da 2008 yılı itibarıyla oluşturulan Gökkuşağı Şehirler Ağı, Avrupa’da etkin LGBTİ politikası uygulayan şehirlerin üye olduğu bir ağ ve LGBTİ haklarının kent yönetimlerinde hesaba katılmasını ve LGBTİ dostu kent politikaları deneyimlerin yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla ortaya çıktı. Ağın faaliyetleri yerel yönetimlerin LGBTİ hakları konusunda sorumluluklarının gündemde tutulması açısından da çok önemli bir işlev görüyor. Bu ağa dahil belediyelerin uygulamaları Türkiye’de yerel yönetimler için örnek oluşturabilecek nitelikte.

 

LGBTİ bireyler için eşit yurttaşlığın tesis edilmesine yönelik yerel politikalar geliştiren ve uygulayan belediye örneklerinde görüldüğü üzere, LGBTİ bireylerin yerelde kamu hizmetlerine eşit olarak erişebilmesi konusu salt karar vericilere bırakılarak çözülebilecek bir konu değildir. LGBTİ hakları alanında çalışan örgütlere bu noktada önemli bir sorumluluk düşmektedir. Politikaların LGBTİ örgütlerinin danışmanlığında belirlenmesi, bu politikaların yerel yönetimlerce uygulanması ve bu uygulamaların izleme ve değerlendirme aşamasında LGBTİ örgütlerine bağımsız denetçi rolü verilmesi politikaların başarıya ulaşmasında önemli görünmektedir.

Songül Sallan Gül “Sosyal Devlet ya da Refah Devleti Nedir?” başlıklı yazısında toplumcu belediyeciliğin ancak “kaynakların daha etkin kullanılabilmesi için gençleri, kadınları, üretici kesimleri, dezavantajlı grupları da kamusal karar verme süreçlerine katarak politikalar oluşturarak” oluşturabileceğini vurgulamaktadır (Sallan Gül, 2009: 94).

Bu yaklaşıma paralel bir biçimde, LGBTİ Hakları Hareketi’nin önemli bir bölümü yaklaşan Mart 2014’te gerçekleşecek yerel seçimleri LGBTİ bireylerin taleplerinin güçlü bir biçimde seslendirilmesi ve bu taleplerin hareketin öznelerin tarafından hayata geçirilebilmesi için önemli bir siyasi katılım fırsatı olarak gördü. LGBTİ hakları dernek ve oluşumlarının aktivistleri, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) bileşenleri içerisinde emek veren ve çoğu aynı zamanda LGBTİ dernek ve oluşumlarında yer alan aktivistler, Türkiye Komünist Partisi çizgisinde Gökkuşağının Kızılı oluşumun aktivistleri, Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki LGBTİ bireyler ile bağımsız LGBTİ aktivistleri bu süreçte aktif rol üstlenmeye başladılar.

Yaklaşan yerel seçimler öncesinde Türkiye’nin birçok ilinde bulunan LGBTİ örgütlerin çalışmalarına ya da yürüttüğü tartışmalara bakarak LGBTİ hareketinin yerel seçimler gündemini birçok diğer hak temelli toplumsal harekete oranla daha yakından takip ettiğini söyleyebiliriz. SPOD ve LGBT Siyasi Temsil ve Katılım Platformu’nun öncülük ettiği yerel seçimler ve LGBTİ’ler odaklı tartışmaların hareketin gündemine taşıdığı yerel siyaset tartışmaları, siyasi partilerin içinde de –en azından söylemsel düzeyde- bir dönüşümü başlattı.

LGBTİ Hakları Hareketi’nin bileşenleri yerel seçimlere ilişkin iki paralel strateji izlediler. Bu stratejileri şöyle özetlemek mümkün: 1) Yerel yönetimlerden ortak LGBTİ taleplerinin oluşturulması, 2) Siyasi partilerden belediye meclis üyeliğine aday olunması. Birinci strateji İstanbul yerelinde LGBTİ Siyasi Temsil ve Katılım Platformu’nu ve SPOD öncülüğünde başlatılan ve diğer LGBTİ dernek ve oluşumları ile birlikte yürütülen yerel seçim kampanyasını doğurdu. İkinci strateji ise Türkiye tarihinde en yüksek sayıda açık kimlikli LGBTİ bireyin belediye meclis üyesi adayı olduğu bir yerel seçim atmosferi oluşturdu.

 

4. a. LGBTİ Siyasi Temsil ve Katılım Platformu ve SPOD Yerel Yönetimler Siyaset Okulu

 

2013 Haziran’ında Türkiye’nin hemen her yerinde muhalefetin farklı kesimlerinden protestocuların farklı biçimlerde hayata geçirdiği özyönetim deneyimi, LGBTİ’ler açısından LGBT Blok ile somut bir eyleme dönüştüğüne değinmiştik. LGBTİ’lerin parklarda ve ardından devam ettirilen forumlarda sürekli ve örgütlü varlıklarının sağladığı kazanım yalnızca harekete görünürlük kazandırmadı, aynı zamanda harekete yerel siyasette ciddiye alınan bir eyleyicilik de sundu. Gezi süreciyle birlikte LGBTİ’lere söz hakkının yalnızca çerçevesi belirlenmiş alanlarda verildiği bir muhalefet ortamından, LGBT Blok temsilcilerinin siyasi irade olarak kabul gördükleri bir aşamaya gelindi. LGBTİ hakları aktivistleri ile diğer muhalif unsurlar arasındaki gerçekleşen bu (yeniden) karşılaşma, aynı zamanda LGBTİ’lerin yalnızca yönetenlere değil birlikte mücadele ettikleri farklı hareketlere karşı da sözünü söyleyebileceği bir siyasi alan açtı. Protestolar boyunca kendi yaşamlarına dair doğrudan söz söyleme alanı bulan bütün gruplar gibi LGBTİ’ler de Gezi’de LGBT Blok süresince yaşamak istedikleri kenti hayata geçirmenin yollarını birlikte aradılar.

Gezi protestolarının ardından İstanbul’da bulunan LGBTİ örgütleri ve bağımsız aktivistlerinin bir araya gelerek başlattıkları tartışmalar üzerine ortaya çıkan LGBT Siyasi Temsil ve Katılım Platformu LGBTİ’lerin yerel seçimlere ilişkin bağımsız ve ortak bir siyasi bir tutum sergilemesi için bir zemin sağladı. Güncel siyaseti tartışmak, LGBTİ haklarının mücadele alanlarından biri olarak yerel politikayı gündemleştirmek için ortaya çıkan LGBT Siyasi Temsil ve Katılım Platformu, önemli bir ihtiyaca cevap verdi. LGBTİ olarak yaşanan sorunların siyasi dile dökülmesinin yollarının arandığı, İstanbul’daki bütün LGBTİ örgütlerinin ve bağımsız aktivistlerin yer aldığı platform birçok anlamda güçlendirici bir deneyim oldu ve LGBTİ hareketi içerisinde önemli tartışmaların da önünü açtı.

Platformda yürütülen tartışmalarda bir yandan LGBTİ Hakları Hareketi olarak izlenecek ortak siyasi hattın nasıl olması gerektiğine odaklanırken, bir yandan da kurumsal siyasi yapılara LGBTİ’lerin siyasetin içinde yer almasının siyasetin yapısını nasıl dönüştürebileceğini anlatmanın yolları arandı.

Farklı siyasi arka plandan gelen LGBTİ aktivistleri LGBTİ’lerin siyasi temsili ve mevcut partilerle ilişkilenmek konusunda görüşlerini birbirleriyle tartışmayı sürdürüyor. İç tartışmaların bağımsız bir LGBTİ hakları çizgisinin oluşmasına yaptığı katkıya ek olarak, Platform aynı zamanda LGBTİ’lerin var oldukları siyasi yapılara da mücadeleyi taşımaları için bir köprü görevi görüyor. “Biz kimiz?” metninin de ortaya koyduğu gibi LGBTİ’lerin siyasete katılımını ve siyasette temsilini desteklemek, LGBTİ’lerin yerel siyasi taleplerini duyurmak, “LGBTİ’ler için yaşanabilir bir şehir mümkündür” demek amacıyla yola çıkan Platform, yerel seçimler öncesinde kurumsal siyasi yapıları LGBTİ hakları konusunda bir tutum almaya zorlamayı da amaçlıyor.

LGBTİ’lerin yerel yönetimlerde karar mekanizmalarında nasıl yer alacağı konusu da platformun öncelikli meselelerinden biri olmayı sürdürüyor. LGBTİ’lerin yerel yönetimlere katılım hakkı kapsamındaki talepleri kent konseylerine ve mahalle meclislerine LGBTİ’lerin eşit katılımının sağlanması ve temsilde eşitlik hakkı üzerinden sağlanması olarak yer buldu.

Platformun cevap aradığı soruların bazıları şöyle: “Anayasal bir değişim mi esas hedef olmalı yoksa yerel siyasete yönelik çalışmaları mı öncelemeliyiz?”, “Temsil siyasetini katılımcı bir siyasete dönüştürmek adına LGBTİ’ler neler yapabilir?”, “LGBTİ’ler için erişilebilir sağlık, barınma, istihdam ve ulaşım gibi temel sosyal hak taleplerini yerel düzeyde nasıl yükseltebiliriz?” “LGBTİ’ler siyasi olarak temsil edilirken, hareketin deneyimi var olan siyasi yapılara nasıl taşınacak?” Bu soruların cevapların ortak biçimde arandığı Platform, LGBTİ Hakları Hareketi’nin geldiği aşama itibariyle tarihsel bir işlev görüyor.

 

İstanbul’da oluşturulan platformun çalışmalarının yanında SPOD, Türkiye’nin 10 farklı ilinden gelen LGBTİ aktivistlerinin katılımıyla bir haftalık Yerel Yönetimler Siyaset Okulu gerçekleştirdi. Siyaset Okulu kapsamında bir yandan LGBTİ aktivistlerinin temsili demokrasi kurumları içerisinde etkin görevler üstlenebilecek becerileri kazanmasına yönelik güçlendirme çalışmaları yürütülürken, bir yandan da farklı illerde yaşayan LGBTİ aktivistleri yaşadıkları sorunları ve bu sorunların ne ölçüde yerel ne ölçüde ulusal düzeyde tanımlanabileceğini birlikte tartışma fırsatı buldular. Adana, Ankara, Antalya, Dersim, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir ve Mersin illerinden gelen katılımcıların bir hafta boyunca yürüttükleri tartışmalar LGBTİ mücadelesinin yerel farklılıkları gözeterek ve yerel siyasi dinamiklerle ilişkilenerek yürütülmesinin önemini ortaya çıkardı.. Yerel Yönetimler Siyaset Okulu Sonuç Bildirgesi yerel yönetimlerden LGBTİ bireylerin taleplerini somutlaştırdı ve talepler metni 14 LGBTİ hakları derneği ve oluşumunun imzasıyla yayınlandı.

Yerel Yönetimler Siyaset Okulu sonrasında SPOD, İstanbul’da farklı ilçelerinde farklı siyasi partilerin belediye başkan aday adayları ile görüştü ve aday adaylarına yerel yönetimlerden LGBTİ bireylerin taleplerini aktardı. Adaylıkların kesinleşmesinin ardından ise, SPOD aktivistleri belediye başkan adaylarından yerel yönetimlerden LGBTİ bireylerin taleplerini içeren LGBTİ Dostu Belediyecilik Protokol Metni’ne (SPOD, 2014) imza koymalarını talep etti. Bu süreç hem belediye başkan adaylarının LGBTİ haklarını yerel ölçekte nasıl hayata geçirebileceklerine ilişkin bilgilendirilmesine yaradı, hem de LGBTİ Hakları Hareketi’nin yerel siyasetin yeniden oluşumunda aktif bir siyasi özne olarak yer almasını sağladı.

4.b. Mart 2014 yerel seçimlerinde açık kimlikli LGBTİ adaylar

Mart 2014 yerel seçimlerinde farklı siyasi partilerin listelerinde yer alan açık kimlikli LGBTİ adayları LGBTİ hakları hareketiyle ilişkileri çerçevesinde iki grupta incelemek anlamlı olabilir. Birinci grupta, LGBTİ hakları dernek ve oluşumlarında aktif olarak yer alan açık kimlikli LGBTİ adayları saymak mümkün. İkinci grupta ise, aday oldukları dönemde herhangi bir LGBTİ hakları derneği ya da oluşumu içerisinde yer almayan açık kimlikli LGBTİ adaylar mevcut. Bu ayrım özellikle LGBTİ Hakları Hareketi içerisinde yer alan adayların bir ölçüde benzer bir siyasi dil içerisinden hareket ettiklerini ve LGBTİ Hakları Hareketi içerisinde oluşmuş siyasi kültürün bir parçası olduklarını varsaydığımız için anlamlı. Yoksa herhangi bir LGBTİ bireyin siyasi temsil pozisyonlarında yer alması Türkiye için başlı başına önemli bir gelişme olarak addedilebilir.

 

Türkiye’de Mart 2014 yerel seçim sürecinin ilk tartışmalı konularından birini açık gey kimliğiyle Giresun’un Bulancak ilçesinde bağımsız belediye başkan adayı olduğunu açıklayan Can Çavuşoğlu’nun adaylığı oluşturdu. Çavuşoğlu’nun medyanın ve kamuoyunun ilgisini çekmeyi hedefleyen bireysel girişimi büyük oranda beklenen ilgiyi gördü ve açık kimlikli LGBTİ adaylara ilişkin tartışmanın açılmasına yaradı.

 

Ardından LGBTİ Hakları Hareketi içinde yer alan aktivistlerin HDP, BDP ve CHP’den belediye meclis üyeliği aday adaylığı süreçleri gündeme geldi. İstanbul, Ankara ve Mersin’de LGBTİ hakları aktivistleri bu üç partiye aday adaylığı başvurularını gerçekleştirdiler. LGBTİ aktivistlerinin aday adaylığından, aday olmalarına kadar geçen süreçte özellikle aday adayı olan aktivistler siyasi partilerde LGBTİ haklarını gündemleştirmek için ciddi çaba sarf ettiler. Her ne kadar Gezi protestoları LGBTİ Hakları Hareketi’nin öznelerine siyasi yelpazenin solunda yer alan muhalefet partileri içindeki meşruiyetlerini arttırmış olsa da, bu meşruiyetin adaylıklara yansıması LGBTİ hakları aktivistlerinin bu siyasi partiler içerisinde yürüttükleri çalışmalar olmasaydı gerçekleşmeyebilirdi. Sürecin sonunda HDP İstanbul’da asil listede 4 ve Ankara’da asil listede, CHP İstanbul’da asil listede 2 ve yedek listede 1 ile Bursa’da asil listede 1, BDP Mersin’de asil listede 1 LGBTİ bireyi belediye meclis üyesi adayı olarak listelerine aldılar.

 

Açık kimlikleriyle CHP, HDP ve BDP’den belediye meclis üyesi adayı olan LGBTİ bireylerin mevcudiyeti ve LGBTİ hakları dernek ile oluşumlarının siyasi partilerde yürüttükleri çalışmalar, LGBTİ haklarının yerel seçim sürecinde siyasi partilerin yerel seçim vaatlerinde ve belediye başkan adaylarının kampanyalarında Türkiye tarihinde ilk kez önemli bir gündem maddesine dönüşmesini sağladı. Örneğin Barış ve Demokrasi Partisi seçim afişlerinde “Biz diyoruz ki, transfobi ve homofobiye karşı gökkuşağı” sloganını kullanırken, Halkların Demokratik Partisi yerel seçim bildirgesinde LGBTİ haklarına ilişkin politikalara geniş yer ayırıyor ve “HDP, kentleri LGBTİ’ler için yaşanabilir kılmak, LGBTİ bireylerin mahalle meclisleri, belediye meclisleri ve belediye başkanlığına kadar, yerel yönetimin her alanında temsil edilmeleri gerektiğini” belirtiyor. Türkiye Komünist Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı “LGBT’lerin eşitlik ve özgürlük hakları vazgeçilmezdir” açıklaması yapıyor. Cumhuriyet Halk Partisi Şişli Belediye Başkan Adayı ise sosyal medyada seçilirse “Şişli belediyesi olarak engelli, kadın, farklı etnik kimliği, cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelimi olan yurttaşlarımıza yönelik şiddet ve ayrımcılıkla mücadele edeceğini” duyuruyor.

Bütün bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, LGBTİ Hakları Hareketi’nin 2014 yılının Mart ayında gerçekleştirilecek yerel seçimler öncesinde taleplerinin ve siyasi söyleminin, gerek LGBTİ bireylerin doğrudan adaylıkları yoluyla gerekse LGBTİ hareketinin bileşenlerinin hak taleplerini partilere aktarmaktaki etkinliği sayesinde, siyasi yelpazenin solunda neredeyse tümüyle yer bulabildiğini söylemek yanlış olmaz.

 

5. Sonuç yerine: LGBTİ’lerin siyasi temsili neden önemli?

Andrew Raynolds’ın “Temsil ve Haklar, Karşılaştırmalı Bir Perspektifle LGBT Siyasetçilerin Etkisi” başlıklı çalışması, Türkiye’de açık kimlikli LGBTİ adayların Türkiye’de LGBTİ haklarının tesis edilmesinde ne derece etkin olabileceklerine ilişkin değerlendirme yaparken bize önemli bir referans noktası sunuyor. 96 ülkenin incelendiği LGBT siyasetçilerin etkileri konulu araştırmanın temel çıktılarından biri sayıca az dahi olsalar, açık kimlikli LGBTİ siyasetçilerin varlığının LGBTİ haklarının iyileştirilmesi yönünde yasalar çıkması üzerinde doğrudan ve dikkate değer bir olumlu etkisi olduğu yönünde. Aynı araştırmaya göre, diğer ezilen grupların siyasette yer almasının (kadın, siyahi vb.) bu dezavantajlı grupların lehine politikaların hayata geçirilmesinde LGBTİ’lerden daha az etkili olduğu ortaya çıkıyor, başka bir deyişle kadın veya siyahi siyasetçilerin yasa yapım süreçlerine etki edebilmeleri için sayıca fazla olmaları önemliyken, toplumda uzun süredir görünmez olarak yaşayan LGBTİ’lerin birkaç temsilci üzerinden dahi görünür olmaya başlamaları siyasetin dönüştürülmesinde son derece önemli bir etki yaratmakta. Raynolds, LGBTİ’lerin siyasete katılmalarının LGBTİ olmayan siyasetçilerin siyasi tutumlarında önemli dönüştürücü etkileri olduğunun altını çiziyor. Siyasette LGBTİ temsiliyeti, en azından LGBTİ Hakları Hareketi açısından, bu yüzden göstermelik bir temsili demokrasiye eklemlenme hamlesinden çok daha öte bir anlam taşıyor.

Donald P. Haider-Merkel’in açık kimlikli LGBTİ bireylerin siyasi temsil pozisyonlara gelmesinin etkileri üzerine gerçekleştirdiği çalışması, Türkiye’de LGBTİ Hakları Hareketi’nin yerel seçim sürecindeki deneyiminin olası sonuçlarına ilişkin önemli ipuçları sunabilir. Haider-Merkel LGBTİ bireylerin siyasi temsil pozisyonlarına gelmesinin pratikte de LGBTİ bireylerin sorunlarının kamunun karar alma mekanizmalarında daha fazla tartışılır hale gelmesini sağladığını iddia ediyor (Haider-Markel, 2007: 126). Bu olumlu sonucun yanı sıra, Haider-Merkel LGBTİ bireylerin karar alma süreçlerindeki görünürlüğünün karşı tepkilerin de oluşmasını ve bu karşı tepkilerin LGBTİ bireylerin aleyhine yasal ve siyasi düzenlemelerin yapılmasına da temel oluşturabileceği konusunda uyarıyor (Haider-Markel, 2007: 126).

Bu çerçevede LGBTİ hareketinin temel mücadele alanlarında başarının yalnızca LGBTİ’lerin siyasi temsiliyle gerçekleşeceğini beklemek gerçekçi olmaz. Bunun ötesinde yerel siyasi gündem içerisinde cinsiyet özgürlükçü bir perspektifin genel politikalara yedirilmesi için siyasi partilerden görece bağımsız bir LGBTİ Hakları Hareketi’nin mücadeleyi sürdürmesi ve derinleştirmesi (Yılmaz ve Kaçan, 2013: 27), siyasi partiler üzerinde basınç oluşturmaya devam etmesi ve Hareket’in müttefiklerinin siyaseten güçlenmesi de kilit önemde.

 

Sezen Yalçın, Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği

Volkan Yılmaz, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Çalışmaları Merkezi ve Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği

 

 

Kaynakça

Alkan, A. (2004) “Yerel Siyaset Kadınlar için Neden Önemli?”, Birikim, 179: 71-77.

Alkan, A. (2008) “Kim Kiminle Nerede”, Amargi, 11: 22-24.

Haider-Markel, D. P. (2007) “Representation and Backlash: The Positive and Negative Influence of Descriptive Representation”, Legislative Studies Quarterly, 32 (1): 107-133.

Raynolds, A. (2013) “Representation and Rights: The Impact of LGBT Legislators in Comparative Perspective”, American Political Science Review, 107 (2): 259-274.

Sallan Gül, S. (2009) “Sosyal Devlet ya da Refah Devleti Nedir?,” (der.)İhsan Kamalak ve Hüseyin Gül, Yerel Yönetimlerde Sosyal Demokrasi Toplumcu Belediyecilik Teorik Yaklaşımlar, Türkiye Uygulamaları, içinde, İstanbul: SODEV Yayınları, 65-99.

Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği. (2013) Yerel Yönetimler Siyaset Okulu Sonuç Bildirgesi. İstanbul.

Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği. (2014) LGBTİ Dostu Belediyecilik Protokol Metni. İstanbul.

Uluslararası Af Örgütü. (2011) Ne Hastalık Ne de Bir Suç Türkiye’de LGBT Bireyler Eşitlik İstiyor, İstanbul: Uluslararası Af Örgütü Yayınları.

Yalçın, S. (2014) “LGBTİ Hakları Mücadelesinde Yerel Siyaset Nereye Düşer?”, KAOS-GL, 134: 36-39.

Yılmaz, V. (2012) “Yurttaşlığı Açmak: LGBT Bireyler ve Sosyal Politikalar”, Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 17: 73-92.

Yılmaz, V ve S. Kaçan. (2013) “LGBTİ Çalışmaları Akademik Ağ Toplantısı Üzerine Notlar”, Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 21: 23-30.

 

* Yalçın, S. ve V. Yılmaz. (2013), “Gezi Protestolarından Yerel Seçimlere LGBTİ Hakları Hareketi ve Yerel Siyaset”, İktisat Dergisi, Sayı 525, s.84-94.